İlçemizde yıllardır kentin simgesi haline gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün dev imzası bugün bambaşka bir nedenle gündemde. Ne yazık ki bu kez gururla değil, tartışmayla anılıyor.
Ortaya çıkan görüntülerde imzanın büyük bir bölümünün tahrip edildiği, neredeyse tanınmaz hale geldiği açıkça görülüyor. Açıklama Şükrü Deviren'den yani Gemlik Belediyesi’nden geldi: “Kış şartlarından kaynaklı deformasyon.”
Ancak burada durup sormak gerekiyor…
Bu imza bugünün eseri değil. Yıllardır o tepede duruyor. Tam 7 kış geçirdi üstelik sert kışlara da şahit oldu. Bugüne kadar en fazla ne oldu? Boyası soldu, zamanla yıprandı… Ama her seferinde yaz aylarında tekrar boyandı. Hiçbir zaman harfleri yok olacak, silinecek, tanınmayacak hale gelmedi.
Peki bugün ne değişti?
Fotoğraflara bakıldığında ortada doğal bir yıpranmadan çok daha fazlası olduğu görülüyor. Sanki bir müdahale var. Sanki bir iş makinesi dokunmuş gibi. Bu da “kış şartları” açıklamasını kamuoyu nezdinde yeterli olmaktan uzaklaştırıyor.
Üstelik daha 4–5 ay önce, bir sponsor desteğiyle; Gemlik Kent Konseyi, Gemlik Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği birlikte kapsamlı bir bakım ve boyama çalışması yapılmıştı. Yani ortada yeni sayılabilecek bir emek, yeni sayılabilecek bir düzenleme var.
Hal böyleyken, bugün ortaya çıkan tabloyu sadece mevsimsel şartlarla açıklamak ne kadar gerçekçi?
Diyelim ki gerçekten bir çalışma yapıldı. Diyelim ki bir müdahale gerekiyordu. O zaman başka bir soru daha karşımıza çıkıyor:
Bu çalışma neden kamuoyuna önceden duyurulmadı?
Çünkü ortada sıradan bir alan yok. Burası bir park, bir kaldırım ya da herhangi bir yapı değil. Burası, bir milletin ortak değeri. Üstelik bu tür değerler söz konusu olduğunda hukuki bir çerçeve de var: 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun.
Bu kanun, Atatürk’ün hatırasını, anıtlarını ve sembollerini koruma altına alıyor. Dolayısıyla bu ölçekte ve bu anlamda bir alanda yapılacak her müdahalenin şeffaf olması, önceden duyurulması ve titizlikle yürütülmesi gerekmez mi?
Bugün gelinen noktada, ortada cevap bekleyen ciddi sorular var:
Bu tahribat gerçekten doğa kaynaklı mı?
Eğer bir çalışma yapıldıysa, neden gizli yürütüldü?
Yapıldıysa neden yarım bırakıldı?
Ve en önemlisi, neden aylarca bu halde bekletildi?
Gemlik halkı bu imzayı sadece bir görsel olarak görmedi hiçbir zaman. O imza, bir kimlikti. Bir duruştu. Bir bağlılıktı.
Şimdi ise aynı halk, haklı olarak cevap bekliyor.
Belki de en doğru cümle şu: Bu işte bir iş var ama gerçeklerin ortaya çıkması için biraz daha beklemek gerekecek.
