24 Mart 2005 sabahı, Gemlik ve çevresi fay hatları üzerinde yaşama gerçeğiyle bir kez daha yüzleşti. 1999 Marmara Depremi'nin yaralarının ve psikolojik travmasının henüz tam anlamıyla sarılamadığı bir dönemde meydana gelen bu sarsıntı, ilçede hayatı bir anlığına durma noktasına getirdi.
Olayın gelişimi, yaratmış olduğu etki ve sonrasındaki süreç şu şekildedir:
Sarsıntının Boyutu ve Hissedilen Alan
Saatler 10.42'yi gösterdiğinde, merkez üssü doğrudan Gemlik Körfezi olan 5.1 büyüklüğünde şiddetli bir deprem meydana geldi. Depremin derinliğinin yüzeye yakın olması ve körfez içindeki konumu, sarsıntının Gemlik merkezinde çok daha yıkıcı bir şiddette hissedilmesine yol açtı.
Deprem sadece Gemlik ve Bursa merkezle sınırlı kalmadı; Marmara Denizi çevresindeki Yalova, Kocaeli, Sakarya ve İstanbul'un birçok ilçesinde de net bir şekilde hissedilerek milyonlarca insana kısa süreli bir panik yaşattı.
Sokaklara Dökülen Halk ve Acil Durum Yönetimi
1999 depreminin acı tecrübesi hafızalarda hala çok tazeydi. Sarsıntının başlamasıyla birlikte Gemlik'te okullar, kamu binaları, fabrikalar ve evler hızla boşaltıldı.
SAKOM Alarma Geçti: Olası bir felaket senaryosuna karşı Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi (SAKOM) anında devreye girdi. Ambulanslar ve arama kurtarma ekipleri stratejik noktalara sevk edildi.
Hastanelerde Yoğunluk: Şans eseri depremin doğrudan yıktığı bir bina veya enkaz altında kalarak can veren bir vatandaşımız olmadı. Ancak panikle balkonlardan veya pencerelerden atlayan, merdivenlerden düşen onlarca kişi küçük çaplı yaralanmalarla hastanelerin acil servislerine akın etti.
"Gemlik'in Taşınması" Fikrinin Yeniden Alevlenmesi
24 Mart 2005 depreminin Gemlik açısından en kalıcı etkisi, sarsıntının kendisinden ziyade tetiklediği "kentsel gelecek" tartışmaları oldu.
5.1 büyüklüğündeki bu deprem, her ne kadar yıkıcı olmasa da çok net bir uyarıydı. Gemlik ilçe merkezinin büyük bir bölümünün sıvılaşma riski yüksek alüvyon zemin üzerinde bulunması ve Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın aktif kollarından birinin tam buradan geçiyor olması, bilim insanlarının ve yerel yöneticilerin raporlarında yeniden bir numaralı gündem maddesi haline geldi.
Haber: Yalçın FINDIK